İç Dekorasyonda Marjinal Yaklaşımlar
“İnsanın eşiyle yaşayacağı evi dekore etmesi hem güzel hem farklı bir his galiba,” diye söze başlıyor yüzünde tebessüm ve sakin bir ifade ile bizi yalısında ağırlayan Merve Gürsel. 16 senedir MK Dekorasyon olarak iç mimarlık yaptığından bahsediyor. Ama iş kendi, eşi ve kızı Defne (4,5) için ev dekore etmeye gelince, ayrı bir heyecan duyduğunu anlatıyor tüm içtenliğiyle.
The Marmara Otelleri’nin kurucularından olan eşi Kağan Gürsel ile evlenince (2001) çok sevdiği mesleğine bir süre ara verme kararı alıyor. Ama bu arada boş durmuyor tabii. Ailece yaşadıkları bu yalı dairesini baştan aşağı uzun ve keyifli bir süreçte yeni yaşam stillerine uygun olarak dekore ediyor. Bir yandan da yürüttüğü çeşitli sosyal sorumluluk projeleriyle ihtiyaç sahibi çocuklara yardım eli uzatmayı ihmal etmiyor. Ayrıca Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırma Derneği’nde icra komitesi başkanlığı yaparak, kültür miraslarına sahip çıkmanın önemini vurgulayan görevler üstleniyor. Bir gün önce Brüksel’den dönmüş. İstanbul Center in Brusseis projesinde hem yönetim kurulu üyeliği hem organizasyon komitesi başkanlığı yapıyor. 2010’da kültür başkenti olmaya hazırlanan İstanbul için tanıtım çalışmaları yapan komitede önemli görevler üstleniyor. Amaçlarının İstanbul’u Avrupa’da öne çıkaran bir şehir yapmak, kültürel faaliyetler ile ülke tanıtımını sağlamak olduğunu anlatıyor. Bunları sanki o gün hiç iş yapmamış bir insan edasıyla sakin sakin anlatıyor. Ona hayran kalmamak elde değil. Bu yoğun organizasyonlar arasında mesleğine vakit ayırması imkansız gözüküyormuş zaten diye düşünüyoruz. Ama o bu fikre pek katılmıyor. “İç mimari de iyi bir organizasyon yeteneği gerektirir,” diyor gülerek. Tam uzun bayram tatilini hak etmiş diye aklımızdan geçirirken, iz Şubat’ta Süzer Plaza Sanat Merkezi’de Çiğdem Simavi’nin Galeri Suav Designer’s Platform Sc Replicart’ında sergilenmek üzere bir tombak koleksiyonu hazırladığının haberini veriyor. Gen bunun başlangıcı altı yıl öncesine dayanıyor. Bunların hepsi altı kaplama bakır tombaklar. Zamanla matlaşıp daha güzel ve mat bir görünüme kavuşuyorlar. “Yemek servisinde ya da aksesuar olara kullanılabiliyor. Aynca iç mimari objeler de var bu sergimde,” diye anlatıyor Gürsel.
“Peki o bu eve taşınmadan önce durum nasıldı?” diye evle ilgili konuşmaya başlıyoruz. “İlk halinden çok farklı şimdi,” diye keyifle anlatıyor olan değişiklikleri. Eşi tanıştıklarında burada yaşıyormu zaten. “Üç senesi geçmiş bu evde. Minimalist ve modem bir tar vardı o zamanlar… Ve çok az eşya tabii,” diyor. Evde az eşyanın nasıl duracağını açıkçası hayal bile edemiyoruz. Çünkü o kadar ihtişamlı bir görüntüsü var ki bu mekanın. Beş metrelik tavanı olan bu yalıda kaybolduğu kesin o eşyaların. “0 hali de güzeldi aslında,” diye devam ediyor Gürsel. Onunla sohbet ederken burnumuza mis gibi lavanta kokusu geliyor. Bu kadar geniş alan içinde yayılmayı başaran keskin lavantanın kaynağı neresi olabilir diye bakınırken, girişte antik masa üzerinde duran kalın uzun porselen vazoları işaret ediyor. “Oradan geliyor,” diyor gülerek. Bu masa aynı zamanda evin kavşağı durumunda. “Siz derli toplu halini görüyorsunuz tabii. Her eve gelen oraya bir şeyini illa ki bırakır, trafiği yoğundur,” diyor. Evde koku çok önemli Gürsel için. Jo Malone’un ev kokularını da beğenerek kullandığını anlatıyor. Kullanana parfümünün yakışması gibi bu eve de lavanta kokusu çok yakışmış. Evin renkli tavanlarını hayranlıkla izlediğimizi fark etmiş olmalı ki, “Burası 19. yüzyıl ortalarında inşa edilen tipik bir Türk - Osmanlı sofa planlı yalı dairesi aslında. Oval tavanında Fransız etkileri de var. Selçuklu ve kenarlardaki yaldızlı desenleriyle de Türk çizgilerini görebilirsiniz,” diye bir rehber gibi anlatmaya başlıyor Gürsel.
400 m2’lik kullanım alanı olan evde yaşam mekanı ortada. Işıklandırmasından, yerdeki kilimine ve duvar rengine kadar her şey bu mekana özel yapılmış. “Çünkü evin içinde hem Boğaz’dan hem korudan kaynaklanan farklı ışıklar oluyor. Günün her saatinde ev renk değiştiriyor. Doğru tonu yakalamak için dokuz kat boya atıldı duvara,” diyor Gürsel. En çok da aplikleri seçmek zorlamış onu. “Tarz itibariyle Osmanlı değiller belki,” derken aplikler sayesinde eve barok bir yaklaşım kattıklarını anlatıyor. Bu konuda Elements’ten Mine Mert çok yardımcı olmuş ona. “Neyse çözdük sorunu,” diyor. Yaşam alanının Boğaz’a bakan kısmı oturma, koruya bakan bölümü ise yemek odası olarak tasarlanmış. Boğaz kanadında Defne ve çifte ait bir yatak odası var. En güzel ışığı alan odayı kızına yapmış Gür- sel. Kütüphane ise eşi ve kendine ait banyolar arasında yer alıyor. Giyinme odası ve mutfak koruya bakan kanatta. “Merkezi oval sofalı plan aslında Türk yaşam kültürünü tamamıyla yansıtıyor,” diyor Gürsel. Konuyu daha iyi kavramamız için girişin tam karşısındaki kütüphaneye doğru ilerliyor. İçeri girdiğimizde karşımıza çıkan görüntü gerçekten etkileyici. Bu kütüphane eğer bizi bekleyen başka sürprizli mekan yoksa evin en keyifli yeri olmaya aday gözüküyor. Tamamen kiraz ağacından yapılmış boydan boya iki duvarı kaplayan kütüphane Gürsel tarafından tasarlamış. Kütüphane tasarlamaktan aldığı keyif, işin detaylarını anlatırken daha iyi anlaşılıyor “Burası aslında tüm ailenin en çok vakit geçirdiği yerdir. Eskide Kağan’ın giyinme odasıydı,” diyen Gürsel burayı eşi ve kendi zevk ne uygun bambaşka bir ruha büründürmüş. Başlarda eşi, ‘Ahşap burayı boğar mı acaba?’ diye endişe etmemiş değil ama çıkan sonu tan çok memnun kalmış. En son burada eşiyle izledikleri Supernatural ve Prison Break dizilerinden bahsediyor. Arkadaşları geldiğinde, onlanrın ayakları da hemen bu kütüphaneye gidiyormuş zaten. Haksız da sayılmazlar, bu kütüphane evin çekim merkezi. Biz kitapları incelerken o da Sedad Hakkı Eldem’in Boğaziçi Yalıları kitabını açarak detaylı bilgiler vermeye başlıyor. Gürsel’in de anlatmasıyla bu evde her saniye insanın bilgi dağarcığına yeni şeyler ekleniyor. “Eğer yalı konularına meraklıysanız Murat Belge’nin Boğaziçi’nde Yalılar ve İnsanlar kitabı iyi bir referans kitabıdır,” diye bize tavsiyede bulunuyor. Kütüphanede asılı olan Fikret Mualla imzalı resim, eşinin en sevdiği tablolarından. Tıpkı mutfakta asılı olan Bente Christensen tablosu gibi. “Kağan’ın yakın arkadaşıdır Bente ve onu bu resmini mutfakta görmekten hep hoşlandığını söyler. Resimdekileri hiç tanımıyorum ama ailenin bir parçası oldular benim için de artık,” diyor tablo için Gürsel gülerek. Bente’nin projeler konusunda çok başarılı bir sanatçı olduğunu da söylüyor. “İyi bir iç mimar olabilmeniz için tarihi iyi bilmeniz gerekiyor. Dönemleri ve tarzları tanımanız lazım. Sonra antika bilmek de önemli.
