Archive for Ocak, 2009

İç Dekorasyonda Marjinal Yaklaşımlar

“İnsanın eşiyle yaşayacağı evi dekore etmesi hem güzel hem farklı bir his galiba,” diye söze başlıyor yüzünde tebessüm ve sakin bir ifade ile bizi yalısında ağırlayan Merve Gürsel. 16 senedir MK Dekorasyon olarak iç mimarlık yaptığından bahsediyor. Ama iş kendi, eşi ve kızı Defne (4,5) için ev dekore etmeye gelince, ayrı bir heyecan duyduğunu anlatıyor tüm içtenliğiyle.

The Marmara Otelleri’nin kurucularından olan eşi Kağan Gürsel ile evlenince (2001) çok sevdiği mesleğine bir süre ara verme kararı alıyor. Ama bu arada boş durmuyor tabii. Ailece yaşadıkları bu yalı dairesini baştan aşağı uzun ve keyifli bir süreçte yeni yaşam stillerine uygun olarak dekore ediyor. Bir yandan da yürüttüğü çeşitli sosyal sorumluluk projeleriyle ihtiyaç sahibi çocuklara yardım eli uzatmayı ihmal etmiyor. Ayrıca Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırma Derneği’nde icra komitesi başkanlığı yaparak, kültür miraslarına sahip çıkmanın önemini vurgulayan görevler üstleniyor. Bir gün önce Brüksel’den dönmüş. İstanbul Center in Brusseis projesinde hem yönetim kurulu üyeliği hem organizasyon komitesi başkanlığı yapıyor. 2010’da kültür başkenti olmaya hazırlanan İstanbul için tanıtım çalışmaları yapan komitede önemli görevler üstleniyor. Amaçlarının İstanbul’u Avrupa’da öne çıkaran bir şehir yapmak, kültürel faaliyetler ile ülke tanıtımını sağlamak olduğunu anlatıyor. Bunları sanki o gün hiç iş yapmamış bir insan edasıyla sakin sakin anlatıyor. Ona hayran kalmamak elde değil. Bu yoğun organizasyonlar arasında mesleğine vakit ayırması imkansız gözüküyormuş zaten diye düşünüyoruz. Ama o bu fikre pek katılmıyor. “İç mimari de iyi bir organizasyon yeteneği gerektirir,” diyor gülerek. Tam uzun bayram tatilini hak etmiş diye aklımızdan geçirirken, iz Şubat’ta Süzer Plaza Sanat Merkezi’de Çiğdem Simavi’nin Galeri Suav Designer’s Platform Sc Replicart’ında sergilenmek üzere bir tombak koleksiyonu hazırladığının haberini veriyor. Gen bunun başlangıcı altı yıl öncesine dayanıyor. Bunların hepsi altı kaplama bakır tombaklar. Zamanla matlaşıp daha güzel ve mat bir görünüme kavuşuyorlar. “Yemek servisinde ya da aksesuar olara kullanılabiliyor. Aynca iç mimari objeler de var bu sergimde,” diye anlatıyor Gürsel.

“Peki o bu eve taşınmadan önce durum nasıldı?” diye evle ilgili konuşmaya başlıyoruz. “İlk halinden çok farklı şimdi,” diye keyifle anlatıyor olan değişiklikleri. Eşi tanıştıklarında burada yaşıyormu zaten. “Üç senesi geçmiş bu evde. Minimalist ve modem bir tar vardı o zamanlar… Ve çok az eşya tabii,” diyor. Evde az eşyanın nasıl duracağını açıkçası hayal bile edemiyoruz. Çünkü o kadar ihtişamlı bir görüntüsü var ki bu mekanın. Beş metrelik tavanı olan bu yalıda kaybolduğu kesin o eşyaların. “0 hali de güzeldi aslında,” diye devam ediyor Gürsel. Onunla sohbet ederken burnumuza mis gibi lavanta kokusu geliyor. Bu kadar geniş alan içinde yayılmayı başaran keskin lavantanın kaynağı neresi olabilir diye bakınırken, girişte antik masa üzerinde duran kalın uzun porselen vazoları işaret ediyor. “Oradan geliyor,” diyor gülerek. Bu masa aynı zamanda evin kavşağı durumunda. “Siz derli toplu halini görüyorsunuz tabii. Her eve gelen oraya bir şeyini illa ki bırakır, trafiği yoğundur,” diyor. Evde koku çok önemli Gürsel için. Jo Malone’un ev kokularını da beğenerek kullandığını anlatıyor. Kullanana parfümünün yakışması gibi bu eve de lavanta kokusu çok yakışmış. Evin renkli tavanlarını hayranlıkla izlediğimizi fark etmiş olmalı ki, “Burası 19. yüzyıl ortalarında inşa edilen tipik bir Türk - Osmanlı sofa planlı yalı dairesi aslında. Oval tavanında Fransız etkileri de var. Selçuklu ve kenarlardaki yaldızlı desenleriyle de Türk çizgilerini görebilirsiniz,” diye bir rehber gibi anlatmaya başlıyor Gürsel.

400 m2’lik kullanım alanı olan evde yaşam mekanı ortada. Işıklandırmasından, yerdeki kilimine ve duvar rengine kadar her şey bu mekana özel yapılmış. “Çünkü evin içinde hem Boğaz’dan hem korudan kaynaklanan farklı ışıklar oluyor. Günün her saatinde ev renk değiştiriyor. Doğru tonu yakalamak için dokuz kat boya atıldı duvara,” diyor Gürsel. En çok da aplikleri seçmek zorlamış onu. “Tarz itibariyle Osmanlı değiller belki,” derken aplikler sayesinde eve barok bir yaklaşım kattıklarını anlatıyor. Bu konuda Elements’ten Mine Mert çok yardımcı olmuş ona. “Neyse çözdük sorunu,” diyor. Yaşam alanının Boğaz’a bakan kısmı oturma, koruya bakan bölümü ise yemek odası olarak tasarlanmış. Boğaz kanadında Defne ve çifte ait bir yatak odası var. En güzel ışığı alan odayı kızına yapmış Gür- sel. Kütüphane ise eşi ve kendine ait banyolar arasında yer alıyor. Giyinme odası ve mutfak koruya bakan kanatta. “Merkezi oval sofalı plan aslında Türk yaşam kültürünü tamamıyla yansıtıyor,” diyor Gürsel. Konuyu daha iyi kavramamız için girişin tam karşısındaki kütüphaneye doğru ilerliyor. İçeri girdiğimizde karşımıza çıkan görüntü gerçekten etkileyici. Bu kütüphane eğer bizi bekleyen başka sürprizli mekan yoksa evin en keyifli yeri olmaya aday gözüküyor. Tamamen kiraz ağacından yapılmış boydan boya iki duvarı kaplayan kütüphane Gürsel tarafından tasarlamış. Kütüphane tasarlamaktan aldığı keyif, işin detaylarını anlatırken daha iyi anlaşılıyor “Burası aslında tüm ailenin en çok vakit geçirdiği yerdir. Eskide Kağan’ın giyinme odasıydı,” diyen Gürsel burayı eşi ve kendi zevk ne uygun bambaşka bir ruha büründürmüş. Başlarda eşi, ‘Ahşap burayı boğar mı acaba?’ diye endişe etmemiş değil ama çıkan sonu tan çok memnun kalmış. En son burada eşiyle izledikleri Supernatural ve Prison Break dizilerinden bahsediyor. Arkadaşları geldiğinde, onlanrın ayakları da hemen bu kütüphaneye gidiyormuş zaten. Haksız da sayılmazlar, bu kütüphane evin çekim merkezi. Biz kitapları incelerken o da Sedad Hakkı Eldem’in Boğaziçi Yalıları kitabını açarak detaylı bilgiler vermeye başlıyor. Gürsel’in de anlatmasıyla bu evde her saniye insanın bilgi dağarcığına yeni şeyler ekleniyor. “Eğer yalı konularına meraklıysanız Murat Belge’nin Boğaziçi’nde Yalılar ve İnsanlar kitabı iyi bir referans kitabıdır,” diye bize tavsiyede bulunuyor. Kütüphanede asılı olan Fikret Mualla imzalı resim, eşinin en sevdiği tablolarından. Tıpkı mutfakta asılı olan Bente Christensen tablosu gibi. “Kağan’ın yakın arkadaşıdır Bente ve onu bu resmini mutfakta görmekten hep hoşlandığını söyler. Resimdekileri hiç tanımıyorum ama ailenin bir parçası oldular benim için de artık,” diyor tablo için Gürsel gülerek. Bente’nin projeler konusunda çok başarılı bir sanatçı olduğunu da söylüyor. “İyi bir iç mimar olabilmeniz için tarihi iyi bilmeniz gerekiyor. Dönemleri ve tarzları tanımanız lazım. Sonra antika bilmek de önemli.

Dekorasyon

Yorumlar

İstanbul 2010 Kültür Başkenti

2010 hazırlıkları çerçevesinde yapılan ‘Taşınabilir Sanat’ projesinin ilk sergisi Kartal’da açıldı. ‘İsim-Şehir’ adlı sergide, bir kent ile o kentin nezihleştirilirken geride bıraktığı ve gelecekte alacağı her türlü değişimin yarattığı etkiler tartışılıyor.

Seyahat eden, göçebe bir sanat Fikri, İstanbul gibi yüzölçümü ve kamusal pratikleri sınır kabul etmeyen bir kentle ne kadar özdeş hiç farkettiniz mi? Coğrafyası ve demografik yapısı ile Avrupa Kültür Başkentleri içerisinde en büyük etkileşim ağına sahip olan bu kent, birbirinden farklı o kadar merkezle dolu ki, sanatı nereye hareket ettirseniz birbirinden farklı cevaplar alacaksınız. 2010 hazırlıklarının görsel sanatlar alanındaki ilk büyük başlıklı etkinlik dizisi olan ‘Taşınabilir Sanat’ projesi işte bu fiziki ve sosyolojik şartları hesaplayarak yola çıkan bir transfer ağı kuruyor. 20 ayrı sanat paketinin farklı zamanlarda İstanbul’un farklı merkezlerine taşınacağı bu proje dizisinin ilkinde, merkez Kartal seçilmiş durumda. Genç küratör Derya Yücel’in seçimleri ile yola çıkılan ilk sergi ‘İsim-Şehir’ odaklı. Tahmin edeceğiniz üzere ilk istasyon olarak Kartalın seçilmiş olması tesadüf değil. Yakın bir gelecekle Zaha Hadid’in mimari projesiyle uluslararası bir markaya dönüşme olasılığı olan Kartalın, kentsel dönüşüme tabi tutulacağı ortada. Sanayinin yerini alacak olan eğlence ve alışveriş kültürü bölgeye yeni ve Farklı bir sosyo-ekonomik yaşam standartı kazandıracak. Her türlü eleştirel ve yapıcı tavrıyla çağdaş sanatın bu konuda söyleyebileceği çak şeyi var şüphesiz. Seyahat eden serginin de ana sorunsallarından biri işte bu damar. Bir kent ve onun nezihleştirilirken geride bıraktığı ve gelecekte alacağı her türlü değişim ve onun yarattığı etkiler tartışılıyor bu ilk sergide.

Gerilimli yüzeylerle çevre kent Irfan Onürmen, zaten sanatınında belkemiğini oluşturan kent kültürü ve onun ürettiği kamusal tiplere ilişkin yeni bir sorgulama içerisinde. Yeni yaşam alanlarının yarattığı mimari yapılaşmanın rezidanslar ve alışveriş merkezleri üzerinden bizi nasıl angaje ettiğini tartıştığı kolajlarında sanatçı, bir şantiye kent olarak İstanbul’un tipik sorununu ortaya koyuyor. Kokafonik, birbiri içerisine girmiş onca bina kütlesinin yarattığı görsel karmaşa o kadar keskin ki, bunca kirliliğin arasında nasıl nefes alabiliyoruz belli değil. Buna karşılık Ahmet Elban’ın her türlü bireysel hareketten sıyrılmış sessiz İstanbul fotoğraflarında bu ilginç kentin farklı yüzlerinden birine şahit oluyoruz. Boşluğu, rengi ve melodromatik yapısı ile İstanbul, özde hep bir hayal kent olarak kendi görselliğini koruyabiliyor. Sergiye paralel olarak hazırlanan video gösterimleri ise kanlı canlı bir İstanbul panoraması ortaya koyuyor. Dinamik, akışkan, heyecanlı, gerilimli, birbirine dokunduğu an patlayacak gerilimli yüzeylerle çevrili bu kent, ilginç videoların da ortak noktasını oluşturuyor.

Bu yarı eğitsel bir kimliğe sahip projeyi 2010 vesilesiyle tartışmak gerçekten önemli. Nicedir merkez ve periferi arasında var olan alt - üst ilişkileri yer değiştiren sanat yapıtları üzerinden kelimenin tam anlamıyla halkın ayağına gidiyor. Bu bir açıdan özlemle beklenen bir proje. Emeği geçen herkesi kutlamak gerek. Ama bu projeyi gerçekleştirenlerin ortaya çıkan etkileşimin sonuçlarını da bizlerle paylaşmaları gerekiyor. İzleyicilerin yaklaşımları, ilçeler arasındaki farklılık ve benzerlikler, çocuk, genç ve yetişkinlerin gösterdikleri ilgi vb. pek çok konuda iyi bir araştırma sahası sunuyor bu proje.

Dekorasyon

Yorumlar

İç İçe Fotoğraf Çektirelim

Nazan Öncel, müzikal yolculuğunda kendisini yalnız bırakmayan müzisyen arkadaşı Hamit Ündaş’a bir albüm yaptı. ‘Janti’ adlı albümde altı şarkının sözlerini yazan Öncel, iki şarkıda da Ündaş’la düet yapıyor.

Son derece şık, son derece gösterişli bir paket olarak yollandı Hamit Undaş’ın ‘Janti’si DJ ve gazetecilere. Bir siyah smokinin yerini pekala da tutmuş siyah bir zarfın içinden çıkan, daha simsiyah bir zarfa yerleştirilmişti albüm. Sade mi sade bir kapağı vardı, Sağ üst köşeye yapıştırılmış ve sonradan akıl edilmiş lya da yapılması düşünülmüş ama unutulmuş ve ancak iş işten geçmek üzereyken telafi edilmeye çalışılmış olduğu çok belli ve Nazan Öncel’ stickerı hariç, anti mi anti bir kapaktı bu. Promo dosya/zarfta, ipeğimsi bir de mendil vardı; takımın üst cebine şıklık olsun-hava olsun diye yerleştirilebilecek bir mendil,

Tuttum Bırakmam

Nazan Öncel’in söylediği ‘Tuttum Bırakmam’ ile açılıyor albüm. Oldukça parlak bir başlangıç. Öncel tutkunlarına, özellikle Yan Yana Fotoğraf Çektirelim’ ve ‘7’n Bitirdin’e doyamamışlara ilaç gibi gelen-gelebilecek bir şarkı bu. “Tuttum bırakmam tuttum, bir daha bırakmam, elini bırakmam tuttum” dizeleri özellikle, son Öncel albümünde yer alan ‘7’n Bitirdin’ ve ‘Direkten Döndüm’ şarkılarını ‘hayat marşı’ haline getirmişlere, çok şey, söylüyordu ya da söyleyecektiler. Öncel-Undaş düeti ‘Ağlamaya Devam’la birlikte albümün ‘çak yönlü’ ya da ‘çok başlı’ havası, kendisini göstermeye başlıyor, “Bir müzisyenin, bir anlayışın, bir sound’un albümü olmaktan çok, ‘filanca featuring falanca’ albümü bu galiba” diye düşünmeye başlıyorsunuz, Son iki Nazan Oncel albümünde yer alsa, hiç kimseyi şaşırtmayacak, hatta her iki albümdeki dokuya tam anlamıyla uyacak açılış şarkısından sonra gelen düet’te, Öncel de, Undaş da bildikleri yönde yürüyüp gidiyor, Oncel hep bildiğimiz, hep sevdiğimiz Öncel’ken, Undaş bir ‘Leonord Cohen Tribute’ yapmaya niyetleniyor.

Cehennem Çocuğu Sonraki şarkılarda tamamen Hamit Undaş alıyor sazı eline, Müzikal anlamda, albümün bundan sonrası bir parça daha kendi içinde tutarlı, Ama yalnızca bir parça. Nazan Öncel, en azından vokal olarak oradan çekilmişse, neden çok daha tutarlı değil de, bir parça, yalnızca bir parça daha’ tutarlı? Herhalde Nazan Öncel dünyası dediğimiz şeyden ileri geliyor bu. En çok bundan. Ama yalnızca bu değil, Sonradan söylenmeye devam edilen çıkma, Ve bu şarkılar da, bazen Cohen, bazen de ‘Arizona Rüyası’ görmüş bir lggy Pop havasında söyleniyor.

Ve bu da, ‘ille de sound’, ‘ille de tutarlık’, ‘ille de bütünlük’ arayanlara, aradığını- istediğini sunmuyor-vermiyor.

Ama genel gidişatın dışında, tamamen dışında bir şey arayanların beklentilerini karşılayabilir, içini ferahlat6bilir bu albüm. Çeşme’de, Marmaris’te, Bodrum’da, Antalya’da herkes ‘hep o şarkı’ ile coşarken; walkman ya da iPod’unda, daha insani, daha samimi, daha gerçekçi, daha farklı şarkılar dönsün isteyenler özellikle; bu albüm onlar için biçilmiş kaftan olabilir. Janti bir kaftan. şarkıların bir kısmı da Öncel’in kaleminden.

Dekorasyon

Yorumlar

Sportif Okullarda Kuzey Rüzgarı

İsveç tarzının sadeliğini yansıtan, ‘tasarım, modernlik ve kalite’ kelimelerinin karşılığı olan markalardan Kinnasand’ın optik desenlerdeki perdelik kumaş ve halı koleksiyonları, 2009 için forvet ürünler arasında yer alıyor.

Evlerini dekore edenler çok iyi bilirler ki perde ve halıya karar vermek en zor aşamadır çünkü hakim olacak stilin sırrı en çok onlarda saklıdır. Her işi bitirdikten sonra dekorasyona sıfırdan başlamamak için mobilyalardan önce halı ve perdeyi seçmek belki de daha iyi bir çözüm olabilir.

Mozaik Metraj tarafından ülkemize getirilen İsveç markası Kinnasand, trendleri takip ederek dekore eden yaşam mekanları 2009 için en favori ev markaları arasında. Ev tekstilinde, özellikle perdelik kumaş ve halıda iddialı bir marka olan Kinnasand, tecrübesinin verdiği sağlamlık ve güvenilirliğinin yanı sıra onlarla birlikte yaşayanlarla hafiflikleri, desenleri, renkleri ve dokulan sayesinde duyusal bağlar kuruyor. Marka, bu arada pek çok ödülün de sahibi: Zenit halılar, eve Reddot ile dönerken, Rocco perdelik kumaşlar Interior Innovation Odülleri’nde Best of Best ödülüne layık görülüyor. Evlerini dekore edenler veya yenileyenler size sesleniyoruz, Kinnasand’ın yeni koleksiyonuna göz atmadan adım atmayın.

Dekorasyon

Yorumlar

Eşyalar için Depo

Eskinin kıymetini unutmayıp, nostaljik mobilyaları adeta bir terzi titizliğiyle yeniden hayata döndüren Atölye Afra, özellikle vintage kumaş koleksiyonu ile dikkatimizi çekti. Ayrıca, ekibin çalışmalarını günü gününe internet üzerinde yayınlayan bir de blog sitesi bulunuyor.

Afra fikri nasıl belirdi?

2007 yazında Azra kendi evi için bir koltuk yaptırmıştı. Eskiciden aldığı bir koltuğu beyaz üzerine büyük çiçek desenleri olan bir kumaş ile döşetmişti. Gördüğümde çok hoşuma gitti. Yani eski bir berjerin güzelliği ve kıymeti tartışılmaz. Ama bu hali ile başka bir değer kazanmıştı. Eski, geçmişin izlerini taşıyan koltuk, bir tarafı ile de genç, renkli, kıpır kıpırdı. 0 anda ben de böyle bir koltuk almak istedim. Evime çok yakışır diye düşündüm. Ama nasıl olacağını bilemedim. Eskicilere gidecek, gezecek bir koltuk beğeneceksiniz. Sonra kumaşçıları dolaşmaya başlayıp kumaş arayacaksınız. Buradaki hemen hemen tek adresiniz de IMÇ. Ardından döşemeci, sonra nakliye… Kimsenin buna vakti yok. Azra’ya ‘Neden biz bu işi yapmıyoruz?’ dedim ve süreç başladı. 0 güne kadar biz bir reklam ajansında beş yıldır birlikte çalışan ve birbirini çok iyi tanıyan iki arkadaştık. Ama esas bizi bir araya getiren o beyaz çiçekli koltuk oldu.

Neden ‘Afra’ adını koydunuz?

Arapça ‘ayak değmemiş ak toprak, kurtarılmış bölge’ demek. Sahip çıktığımız anlayış, atmak yerine yeniden yapmak, el işçiliğinin kıymetini bilmek. Zamanın tüketim koşullarında Afra, kurtarılmış bir bölge gibi.

Atölyede tam olarak ne gibi hizmetleriniz var?

Önemle altını çiziyoruz ki biz atölyede ‘tailor-made/terzi işi’ bir iş yapıyoruz. Yani değişik yerlerden kumaş ve dönem mobilyaları topluyoruz. İşinin ehli zanaatkar ustalarımız var. Koltuk döşeme ve yenileme, renk değişimi, cil, tamirat gibi her türlü hizmeti veriyoruz. İçinde kumaş olan yatak başı, yatak örtüsü, perde, yastık gibi dekorasyonun tamamlayıcısı işler üretiyoruz. Ve

bunların hepsini kişiye özel isteğe göre, içine fikrimizi katarak yapıyoruz. İşimiz perakende olmadığı için, Cihangir’deki dükkan her zaman açık değil. işi gidip yerinde görüyoruz. Vakti olmayan için, bize yapılacak işin fotoğrafını mail ile göndermesini istiyoruz. Daha sonra da atölyede randevulaşarak buluşuyoruz. Buna bir anlamda mobilya terziliği diyebiliriz.

Ürünleri nerede bulabileceğiz?

Ürünlerimiz içinde ‘Geçerken uğradım aldım’ denilecek nitelikte sadece yastıklarımız ve örgü bebekler var. Şimdilik bunları da atölyede satıyoruz. Yakın gelecekte bazı satış noktalarına ürün vermek istiyoruz. Ayrıca kumaşlarımız ve mobilyalarımız atölyede. Görmek için gelmek gerek, gelmek için de bize telefon açmak. Web sitesine göre daha basit olsun ve kendimiz kullanabilelim, istediğimiz zaman fotoğraf koyalım da yaşayan bir şeyler olsun diye bir de blog’umuz var.

dekorasyon

Yorumlar

Lucca da Şık Bir Gün

Mönüsü, dekorasyonu ve müziğiyle İstanbul’un en stiil sahibi restoran-bar’larından biri lezzetlerle değil, olan Lucca, yeni yıla sadece sürpriz farklı aktivitelerle de giriyor.

Lucca yeni sezonda başlattığı yenilenme sürecinde mönüsünü, mutfağını ve dekorasyonunu, sahibi Cem Mirap ve ekibinin yaptıkları özel çalışmalarla tazelemiş. İspanya’da tapasın başkenti olarak bilinen Sevillanın önemli restoranlarından Poncionun şefi ve sahibi Willy Moyadan tapas pişirme ve Endülüs usülü İspanyol mutfağı konusunda özel eğitim alan Lucca ekibi, yeni sezonda damak tadınıza en uygun lezzetleri ve tapas’ları özel mönüsünde birleştirmiş. Bu özel mönüde; Sarhoş Bonfile, Prosciutto’ya Sarılı Fasulyeli Roll, Sezar Soslu Tortilla Tavuk Salatası, Isli Alabalık Salatası yer alıyor. Lucca açıldığı ilk günden bu yana sunduğu her lezzeti bir klasik haline getirmeye devam ediyor. Eğlence alternatifi olarak da iddiasını sürdüren mekan, içecek konusunda ise, dünya ve Avrupa birincilikleri alarak yeteneğini kanıtlayan barmen Cevat Yıldırım ile sürdürüyor. Green Caipiroska, Satsumalı Votka gibi klasikler Lucca konuklarının vazgeçilmezleri arasındaki yerlerini çoktan almış gibi görünüyor. Ayrıca restoran, imzası haline gelmiş müziğini ‘Lucca Style Satsuma’ adlı bir albüme dönüştürerek müzik marketlerde ve seçkin markaların mağazalarında yerini almış. Albüm ismini Lucca’nın çok sevilen ve artık Lucca deyince akla ilk gelen kokteyl olan Satsumalı Votka’dan almış. Günün her saatinde dinlenebilen chill-out parçalardan oluşan albümde, her şarkının saat kaçta Lucca da çaldığını gösteren bir guide da bulunmakta. Günün her saatinde uğrayabileceğiniz mekan, Gilles Peterson, DJ Deep ve Jazzanoya gibi dünyaca ünlü DJ’lerin performanslarını sergiledikleri gecelere de ev sahipliği yapıyor. Lucca’yı yılbaşı alternatif leriniz arasına almakta fayda var.

Yorumlar

Aristokrat Renkler

Mürdümden siyaha uzanan fantastik ve dramatik renk paleti, yılın son skalası için klasizmin aristokrat ağırlığı ile lüks ışıltıların gölgeli ve derin yansımalarını birleştiriyor. Özellikle dokunaklı, romantik, ışık oyunlarıyla beslenen, sakin bir atmosferin kurgulandığı mekanlar için bu palet, cariye ve harem kadar birbirine ait tonlarla dolu.

2008’in son moda manevraları, özellikle Avrupa tarihinden fazlasıyla ilham alıyor. Boleyn Kızı, Kraliçenin Soytarısı, Bakirenin Aşığı gibi Ortaçağa tarihlenen kitap ve filmler bir yandan Avrupa aristokrasisini hatırlatırken, diğer yandan Alberta Ferretti, Ann Demeulemeester, Burberry Prorsum, Dries Van Noten ve en önemlisi de Alexander Mcoueen gibi günümüzün modacılarını birbirleriyle podyum düellosu yapma yolunda kışkırtıyor. Kış sezonu için artan değerlerin başına aristokrasiyi koymuşken altını doldurmamız gerek: Önce derinlik, yoğunluk, ağırlık duygusu. Mor ve mürdümden başlayarak pembe ve siyaha uzanan, şarap renklerine dokunan ve bir tutam da dumanlaşan Aralık paleti, bu elegan ‘Noir’ tarzına rahatlıkla fon olabiliyor. Altın, gümüş, kristal ve porselenin dört köşeyi kavradığı bu atmosferde klasik formlu mobilyalar, antikalar, tafta, jakarlı ve kadife gibi gölgeleri iyi veren kumaşlar, püsküller, battaniye iğneleri, koltuk broşları, otriş yastıklar ve Mistral bibloları ile evler birer modern mihrace artık.

‘Modern Opulence’ adı verilen bu tarzda, mekan kabuğunu mümkün olduğu kadar yalın tutmak, kimi zaman da pleksi ve lake gibi malzemelere modern formda mobilyalarda ışığı dağıtmak ve taşımak, eski-yeni lüks detayları karıştırarak dozu ayarlamak gerekiyor. Bunu natürel bir makyajla elmaslar takmış bir kraliçe gibi hayal edebilirsiniz. Zengin ama gösterişsiz, güçlü ama sükunetli. Dolayısıyla bu stilde duyulara hitap eden, uyancı mekanlar yaratmak için cephelerde leylak-mürdüm-mor tonlarını seçmek, içine siyah veya koyu tonlarda mobilyalar, parlak dokular serpmek ve bu sayede dikkat çeken renk lekeleri yaratmak gerekiyor. uzmanlar mor deyince ‘denge’den söz ediyor. Bu rengin fiziksel ve ruhsal enerji balansı için en fazla algılanan renk olduğunu belirten renk bilimciler, ne soğuk, ne sıcak; ne kadınsı, ne de erkeksi olan morun, mistik ve metafizik gücünün de olduğunun altını çiziyor. Mor rengin tarihteki yerini merak edenlere, neden Ortaçağ takvimine takıldığımızı şöyle açıklayabiliriz ki; Pers kültüründe kutsal renk olarak kabul edilen mor, Ortaçağda da asaletin rengi olarak tanıtılmış. Başpiskoposlar, kıyafetlerinde -kendi sınıflarına uygun olarak-moru seçmiş. Roma İmparatorluğu’nda yalnızca kraliyet ailesi mensuplarının kullanabildiği mor rengi moda ile tanıştıran ve bu şekilde tarihe adını işleyen kişi ise 1300’lerdeki Kraliçe Victoria imiş. Kısacası dün de bugün de mesaj aynı…

dekorasyon

Yorumlar

Nostaljik Eşyalar

Eskiye giderek artan bir taleple rağbet var. Durum böyle olunca da Müstamel (günümüzdeki anlamıyla ‘kullanılmış’) Eşya Evi’ne nur yağıyor. Butik zevklerin Harmanı bu mağazada, yakın geçmişimizin yer yer ironik ve romantik, çoğunlukla da nostaliik mobilya ve aksesuarlarla yeniden tanışıyoruz.

Bundan kısa bir süre önce, Çukurcuma’ya yeni bir soluk getiren Müstamel Eşya Evi, uzun yıllara yayılan bir hayalin gerçeğe dönüşmesinin hikayesi aslında. Mimar Aslıhan Kendiroğlu’nun kişisel birikimi, profesyonel tecrübeleri ve butik zevki ile hayata geçen Müstamel Eşya Evinin bu öyküsü, tesadüf sonucu mağazanın bulunmasıyla başlıyor. Uzun ve yoğun bir inşaat döneminin ardından yapılan tadilatlarla hem itibarı iade edilen, hem de mağazanın genel atmosferine uygun bir hale gelen yapı, Çukurcuma’nın merkezi konumunda.

Mağazadaki parçaların tam sayısı bilinmiyor. Ama en çok ilgiyi koltuklar görmekte. Üstelik yurt dışından bile ilgi varmış. Son dönemde retro görünümlü kumaşların vintage koltuklara uygulamasını yaptıkları gibi, kumaşlar ayrı olarak da satılabiliyor. Aslıhan Kendiroğlu’nun duygusal bir bağla bağlandığı bu ürünlerin ya da mobilyaların hemen satılıyor olması kimi zaman onu üzse de, hayatı profesyonel olmayı gerektiriyor.

Mağazada Murano camından üretilmiş aksesuarlardan ekose koltuklara, 60lara ait yemek setlerinden 70’lerin kıyafetlerine kadar ince bir zevkin ve koleksiyonerlik tutkusunun izlerine rastlamak mümkün. Özellikle alt katı gezmenizi, orada sergilenen kanepelerle birlikte binanın orijinal halinden kalan şömineyi görmenizi öneriyoruz. çünkü atalarımızın dediği gibi, Taş yerinde ağırdır’. Müstamel Eşya Evi’ndeki parçalar da bu orijinal atmosfer içinde artı değer kazanmakta.

Dekorasyon

Yorumlar

Mimari Yaklaşımlar

Farklı alanlarda tasarımlar yaparak mobilya ve aksesuarlara hayat veren, dünyaca tanınmış tasarımcımız Defne Koz, ofis mobilyası sektörünün ünlü markalarından biri olan Tuna Ofis ile ilk defa bir araya gelerek Floaf serisine imza attı. Tasarımcıyla, sahneye ilk defa Ekim ayında gerçekleşen Orgotec Fuarı’nda çıkan Float hakkında konuştuk.

Float serisinden biraz bahseder misiniz? Çıkış noktanız neydi? İsmini nereden alıyor? Bu seri kime hitap ediyor?

Günümüzde yeni malzemeler, mimari, hatta kumaş gibi pek çok şey bizleri daha ‘hafif’ yaşamaya, daha şeffaf olmaya hazırlıyor. Fıoat serisinde de ben, bu hafiflik hissini vermek istedim çünkü bu seriyi çağdaş bir mimari içinde ortak çalışmaya açık olan kişisel bir alanı tanımlamak için tasarladım. Kendini hissettirmeyen, bir yerde ‘uçan’ mobilyalar ile dinginlik vermek asıl amaç; ismi de buradan geliyor zaten. Float, çağdaş yöneticiler için düşünülmüş bir seri. Bu yöneticilerin, -ki artık sadece kendi alanlarında değil, global olarak düşünebilen, teknolojiyi takip edebilen, dinamik, duyarlı kişiler- yüzermiş hissini veren bu geniş çalışma masaları, kendini ilk planda hissettirmemekle birlikte, ağırlığını koyacak kadar da ‘güçlüdür; tıpkı masanın arkasında duran yöneticisi gibi! Önemli olan artık mobilyanın cüssesi, ağırlığı değil; onun ardındaki beynin gücü. Büyük, temiz, pürüzsüz ve düzenli yüzeyiyle günün yönetim kararlarına esin kaynağı olacak bu masalar serisi alternatifli olarak, farklı ayaklar ile (el yapımı ahşap bacaklar ya da yüksek teknoloji ürünü cam paneller üzerinde) kullanılabiliyor. Ayrıca her ikisini birlikte kullanarak da masayı oluşturabilirsiniz.

Float’u üç kelime ile tanımlasanız, bu kelimeler neler olurdu?

Farklı, dingin, çağdaş.

Birçok marka ile farklı alanlarda tasarımlar yapıyorsunuz. Ofis mobilyası tasarlamanın farkı nedir?

Ofis mobilyasında kullanıcının ürünü kullanım alanı, biçimi ve yeri oldukça net. Sadece bireysel değil, birkaç kişinin kullanımına aynı anda açık olabilen ürünler bunlar. Hem gücü simgelemeli, hem de insanı ürpertmemeli, korkutmamalı. Ürünün kendisi ‘teknolojik performans’ sergilememeli ama her türlü teknolojik ürünün kullanımına hazır olmalı. Kullanılan malzeme ile son derece dayanıklı olmalı, ancak aynı zamanda ‘soğuk’ olmamalı. Bomboşken de, dopdoluyken de düzen hissini vermeli. Bu kriterler doğrultusunda farklı, çağdaş, yenilikçi, huzur dolu ürünler çıkmalı ortaya.

Sizce tasarımda dahil olduğunuz kültürün etkilerini mutlaka yansıtmak gerekli midir?

Bence hayır

.

Dünyada ‘tasarım dili’ diye bir şey varsa, biz Türkler bu dili akıcı olarak konuşabiliyor muyuz dersiniz?

Türkiye’de pek çok konuda farklı ürünler yapılmakta; bu çok heyecan verici. Tasarım dilini konuşuyoruz artık ama sanırım bunun akıcı olabilmesi için biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Tasarımcıların insanların yaşam biçimlerinde etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Elbette! Aksi düşünülemez. İnsanların yaşam biçimlerini kılabildikleri gibi, zevk unsurunun çıtasını da doğru tasarımlarla yükseltebilirsiniz.

Bir tasarımı uluslararası yapan kriterler nelerdir? Pazarlama ve tanıtımı da bu kriterlerin arasında sayabilir miyiz?

Bir tasarımı rezil de edebilirsiniz, vezir de… Bu tamamen pazarlama ve tanıtıma kalmış bir şey. Harika tasarımların gerekli yeri bulamadığını düşündüğüm gibi tersine de çok şahit oldum. Ancak elbette sonuna kadar hakettiği yeri bulabi!mesi ve pazarda kalıcı olabilmesi için her şeyden önce tasarımın gerçekten ‘iyi ve doğru’ bir tasarım olması gerekli.

Tuna Otis ile başka çalışmalarınız olacak mı?

Bu projeden karşılıklı olarak çok memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Dolayısıyla bu çalışmayı başka çalışmalar da izleyebilir.

Yeni projeleriniz neler?

Farklı firmalar için ev mobilyaları ve aksesuarlar; VitrA ile yeni banyo vitrifiye serileri; bir hediye koleksiyonu; spa ürünleri; zeytinyağı şişesi; Alessi için ürünler; Leucos için aydınlatma elemanları; ofis mobilyaları; çatal-bıçak takımları, şu anda üzerinde çalıştığım projelerden bazıları.

Dekorasyon

Yorumlar

Yılbaşı Sofraları

Sofra hazırlama kılavuzu

1. Yılbaşı sofrası hazırlamak sandığınız kadar yorucu bir iş değil. Önemli olan, yaptığınız işleri planlı ve programlı yapmak ve hazırlık sürecini dostlarınızla birlikte eğlenceye dönüştürebilmek.

2. Hazırlıklarınıza başlarken yapacağınız ilk iş mönüyü belirlemek olmalı. Yemek ve servis için gerekli hazırlıklarınızı da birkaç gün öncesinden tamamlamış olmanız gerekir. Aksi halde yılbaşından bir gün önce mönü hazırlayıp, alışverişe çıkayım derken iki ayağınız bir pabuca girer.

3. Yeni bir yıla girerken yiyeceğiniz akşam yemeği için ideal saatler 20.30-

20.45’tir. Ancak davetli sayısı çoksa konuklarınıza saat verirken biraz esnek davranmakta fayda var. Mönüyü hazırlarken davetli listesini göz önünde bulundurun. Dostlarınızın hoşlandığı yemekleri hazırlamak misafirlerinizi daha da mutlu edecektir.

4. Akşam yemeği için hazırlıklarınız, yaparken, tecrübelerinizin yanı sıra yemek kitaplarına danışabilir, internetteki çeşitli web sitelerinden faydalanabilirsiniz. Tamamen özgün bir yemek daveti vermek istiyorsanız ufak tefek hatalarınızın olması çok doğal.

5. Yemek masasını yılbaşı için süslemek ve hangi renkleri kullanacağınıza karar vermek de hazırlık sürecinin önemli bir aşaması. Yeni yıla mutlu bir şekilde girmek için canlı renkler kullanmalısınız, çiçekleri ve mumları da sofradan eksik etmeyin.

6. Her yemek için ayrı bir tabak kullanmanız gerektiğini unutmayın. Tabakların yanına da farklı renklerde seçilmiş peçeteler yerleştirin, 7. Her servisin sol üst tarafına ekmekler için küçük tabaklar yerleştirebilirsiniz, böylece misafirleriniz için bol seçenekli ekmek sepeti oluşturursunuz.

8. Günün en lezzetli ve en gerekti kısmı hazırladığınız aperatiflerdir. Her zevke uyacak finger food hazırlayabilirsiniz.

9. Masaya son bir kez göz atmayı unutmayın. Yemeklerinizi kontrol edin ve salonunuzun çeşitli köşelerine büyük, kokulu mumlar yerleştirin. 10. Evinizde verdiğiniz davetin yeni yıl partisi olduğunu düşünürsek, içki de yemeğin ‘olmazsa olmaz’ı. Bunun için konuklarınızın zevklerini önceden bilmenizde yarar var. Alkollü içki tercih etmeyenler için de içecekler bulundurun.

Evde Yılbaşı İçin İpuçları

KONSEPTİ BELIRLEYİN

Evde yılbaşına hazırlanırken kaç kişilik bir davet olacağı önemlidir. Buna göre aperatif ağırlıklı mı, koyu sohbetli bir masa başı ziyafeti mi yoksa çılgın bir parti mi olacağına karar vermeli, davetli sayısını sınırlı tutmalısınız.

YILBAŞI RUHU

Yılbaşı atmosferini belirli bir köşeyle sınırlı tutmak yerine nokta ışıklar, küçük çam ağaçları, mumlar ve noel babalar gibi ufak aksesuarlarla yaratacağınız aranjmanları evin farklı köşelerine yerleştirin.Alışılmışın dışında süsleme teknikleriyle yaratıcı dokunuşlarda her zaman fayda vardır. Mutlaka bir çam ağacı süslemek gerekmez. Beyaz patine boyalı kuru ağaç dalları bu işi üstlenebilir. Farklı türlerdeki yılbaşı süsleriyle çok daha coşkulu bir köşe yaratabilirsiniz. Esas kullanımlar dışında başka objeleri de oyuna dahil edebilirsiniz.Yılbaşı ruhunu en iyi yansıtan renkler kuşkusuz kırmızı ve yeşildir. Beyaz ağırlıklı bir atmosfer içinde renkler kendini ön plana çıkaracaktır. Biraz altın, biraz da gümüş serpiştirmek daha fazla ışıltı katar. Senede bir gün olması nedeniyle bazı klişeleri kullanmanın kimseye zararı yoktur. Geyikler, kardan adamlar, kar kristalleri, çam ağaçları ve melekler sıcak bir yılbaşı atmosferi sağlar.

Mutfak Okulu

Kalitesi ve hizmet anlayışıyla katılımcılardan tam not alan Electrolux Studio Yemek Okulu, yılbaşı sofralarını ziyafete dönüştürecek. Ödüllü şef Eyüp Kemal Sevinç’in 27 ve 28 Aralık’ta vereceği derslerde katılımcılar, yılbaşı hindisi ve kestaneli pilav gibi geleneksel yemekleri püf noktalarıyla öğrenecek. Ayrıca sevinç, özel yılbaşı tatlısının tarifini de bu derslerde paylaşacak. Ustelik kursiyerler, hazırladıkları yılbaşı hindisini evlerinde derin dondurucuda saklayarak yılbaşı akşamı servis edilebilecekler. Programının ücreti 130 YTL, Yılbaşı kurabiyeleri kursu ise sadece 90 ‘(TL. Ayrıca dileyenler bu keyifli kursları sevdiklerine armağan ederek unutulmayacak bir yılbaşı hediyesi verme şansını yakalıyor.

Whirlpool Mutfak Sanatları Akademisi Whirlpool Mutfak Sanatları Akademisi WMSA) Aralık ayında dünya mutfaklarından seçkin lezzetler ile çikolata, cheesecake. pizza. makarna ve makarna soslar, ekmek ve sushi yapmanın inceliklerini uygulamalı olarak öğretecek. WMSA’nın 22 Aralık’taki Yeni Yıl Davet Mönüsü programında, yeni yılı evlerinde karşılamak isteyenler ve klasik davet mönülerinde yenilik arayışına girenler için özel olarak hazırlanmış dersler verilirken, 29 Aralık akşamı ise yılın son gününü evinde çilingir sofrası kurarak dostlarıyla geçirmeyi düşünenlere yılbaşı mezeleri kursu verilecek, 17 Aralık Çarşamba akşamı gerçekleştirilecek Beck’s ile New Year Party Foods programında yılbaşında ev partisi vermeyi düşünenlere, Beck’s eşliğinde keyifli yemek dersi verilecek.

Dekorasyon

Yorumlar

« Eski Yazılar