Farklı alanlarda tasarımlar yaparak mobilya ve aksesuarlara hayat veren, dünyaca tanınmış tasarımcımız Defne Koz, ofis mobilyası sektörünün ünlü markalarından biri olan Tuna Ofis ile ilk defa bir araya gelerek Floaf serisine imza attı. Tasarımcıyla, sahneye ilk defa Ekim ayında gerçekleşen Orgotec Fuarı’nda çıkan Float hakkında konuştuk.
Float serisinden biraz bahseder misiniz? Çıkış noktanız neydi? İsmini nereden alıyor? Bu seri kime hitap ediyor?
Günümüzde yeni malzemeler, mimari, hatta kumaş gibi pek çok şey bizleri daha ‘hafif’ yaşamaya, daha şeffaf olmaya hazırlıyor. Fıoat serisinde de ben, bu hafiflik hissini vermek istedim çünkü bu seriyi çağdaş bir mimari içinde ortak çalışmaya açık olan kişisel bir alanı tanımlamak için tasarladım. Kendini hissettirmeyen, bir yerde ‘uçan’ mobilyalar ile dinginlik vermek asıl amaç; ismi de buradan geliyor zaten. Float, çağdaş yöneticiler için düşünülmüş bir seri. Bu yöneticilerin, -ki artık sadece kendi alanlarında değil, global olarak düşünebilen, teknolojiyi takip edebilen, dinamik, duyarlı kişiler- yüzermiş hissini veren bu geniş çalışma masaları, kendini ilk planda hissettirmemekle birlikte, ağırlığını koyacak kadar da ‘güçlüdür; tıpkı masanın arkasında duran yöneticisi gibi! Önemli olan artık mobilyanın cüssesi, ağırlığı değil; onun ardındaki beynin gücü. Büyük, temiz, pürüzsüz ve düzenli yüzeyiyle günün yönetim kararlarına esin kaynağı olacak bu masalar serisi alternatifli olarak, farklı ayaklar ile (el yapımı ahşap bacaklar ya da yüksek teknoloji ürünü cam paneller üzerinde) kullanılabiliyor. Ayrıca her ikisini birlikte kullanarak da masayı oluşturabilirsiniz.
Float’u üç kelime ile tanımlasanız, bu kelimeler neler olurdu?
Farklı, dingin, çağdaş.
Birçok marka ile farklı alanlarda tasarımlar yapıyorsunuz. Ofis mobilyası tasarlamanın farkı nedir?
Ofis mobilyasında kullanıcının ürünü kullanım alanı, biçimi ve yeri oldukça net. Sadece bireysel değil, birkaç kişinin kullanımına aynı anda açık olabilen ürünler bunlar. Hem gücü simgelemeli, hem de insanı ürpertmemeli, korkutmamalı. Ürünün kendisi ‘teknolojik performans’ sergilememeli ama her türlü teknolojik ürünün kullanımına hazır olmalı. Kullanılan malzeme ile son derece dayanıklı olmalı, ancak aynı zamanda ‘soğuk’ olmamalı. Bomboşken de, dopdoluyken de düzen hissini vermeli. Bu kriterler doğrultusunda farklı, çağdaş, yenilikçi, huzur dolu ürünler çıkmalı ortaya.
Sizce tasarımda dahil olduğunuz kültürün etkilerini mutlaka yansıtmak gerekli midir?
Bence hayır
.
Dünyada ‘tasarım dili’ diye bir şey varsa, biz Türkler bu dili akıcı olarak konuşabiliyor muyuz dersiniz?
Türkiye’de pek çok konuda farklı ürünler yapılmakta; bu çok heyecan verici. Tasarım dilini konuşuyoruz artık ama sanırım bunun akıcı olabilmesi için biraz daha zamana ihtiyacımız var.
Tasarımcıların insanların yaşam biçimlerinde etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Elbette! Aksi düşünülemez. İnsanların yaşam biçimlerini kılabildikleri gibi, zevk unsurunun çıtasını da doğru tasarımlarla yükseltebilirsiniz.
Bir tasarımı uluslararası yapan kriterler nelerdir? Pazarlama ve tanıtımı da bu kriterlerin arasında sayabilir miyiz?
Bir tasarımı rezil de edebilirsiniz, vezir de… Bu tamamen pazarlama ve tanıtıma kalmış bir şey. Harika tasarımların gerekli yeri bulamadığını düşündüğüm gibi tersine de çok şahit oldum. Ancak elbette sonuna kadar hakettiği yeri bulabi!mesi ve pazarda kalıcı olabilmesi için her şeyden önce tasarımın gerçekten ‘iyi ve doğru’ bir tasarım olması gerekli.
Tuna Otis ile başka çalışmalarınız olacak mı?
Bu projeden karşılıklı olarak çok memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Dolayısıyla bu çalışmayı başka çalışmalar da izleyebilir.
Yeni projeleriniz neler?
Farklı firmalar için ev mobilyaları ve aksesuarlar; VitrA ile yeni banyo vitrifiye serileri; bir hediye koleksiyonu; spa ürünleri; zeytinyağı şişesi; Alessi için ürünler; Leucos için aydınlatma elemanları; ofis mobilyaları; çatal-bıçak takımları, şu anda üzerinde çalıştığım projelerden bazıları.
Dekorasyon